Anne-babalar çocuklarını büyütürken kimi zaman onlarla ilişki kurmada sorunlaryaşıyor. Kendilerine göre olması gereken davranışları yaptıramayınca üzülüyor, geriliyor ve bazen de zor kullanıyor, hatta şiddete başvuruyorlar. Karşılıklı mücadele haline gelen ilişki şekli, her iki tarafın sinirli, agresif, inatçı tavırlarıyla sorun yumağına dönüşüyor. Oyun terapisti ve psikolog Nilüfer Devecigil, sabrının son demlerini yaşayan böyle anneye veya babaya önce durup kendisine bakmasını öneriyor. Çünkü, çocuk anne-babasının aynası ve orada ne görürse onu taklit ediyor. Ayrıca, çocuğun şikâyet edilen davranışlarından önce ebeveyni ile arasında 'o anda' nasıl bir ilişki yaşandığına dikkat edilmesi gerekiyor. Karşılıklı ilişkide konuşmanın ve duyguların ifade edilmesinin çok önemli olduğuna vurgu yapan Nilüfer Devecigil, ebeveynin, çocuğuna o anda yaşadığı duyguların farkında olduğunu ifade etmesi gerektiğini belirtiyor.
Devecigil'in bu önerisi, bu zamana kadar uzmanlar tarafından yapılan 'ilişkilerde konuşurken 'ben' dilini kullanma önerisinden biraz farklı. Genel olarak bilinen uygulamada şöyle denirdi: 'Sen şöylesin, böylesin, demek yerine, sen bunu yaptığında üzülüyorum, deyin. Karşı tarafı suçlayıcı bir üslup yerine kendi duygularınızı anlatın.' Nilüfer Devecigil ise, çocuklarla ilişki kurarken onu anladığının gösterilmesini öneriyor. Devecigil bunun uygulamasını şöyle anlatıyor: "Çocuğumuz düşer ya da bir şeye üzüldüğü için ağlar. Biz hemen ağlamasını kesip oyalamaya çalışırız. 'Biliyorum canın acıdı, uff oldu, kıyamam sana!' deyince daha çok ağlamaya başlar. Bu yüzden yapmayız ama tam da bunu söylersek çocuk duygusunun farkına varır. 'Evet, canım yanıyor, üzgünüm içimdeki his bu!' diyebilir. 'Şu an kızgınsın, evet. Kızgın olduğun zaman anneye vurmuyoruz ama 'Kızgınım anne!' diyebilirsin. Bu şekilde duygularını kelimelere döküyoruz. Çocuk, 'kızgınım, üzgünüm, mutluyum' diye algılamaya başlıyor ve daha sonra kendisi de duygularını söze dökebiliyor. Erkek çocuk için de bunu yapmak gerekiyor. Bu şekilde kızgınlığını davranışlarıyla değil de sözel olarak ifade edebiliyor.
Mesela çocuğumuza 'kardeşini kıskandığın için bunu böyle yapıyorsun' demekten korkarız. 'Kardeşinle ilgilendiğim için eskisi kadar oynayamıyoruz ve sen buna üzülüyorsun, biliyorum' deyin. Bunu duyunca 'evet, annem beni anlıyor' diyecek ve içindeki duyguyu fark edecektir. Bu tarz bir ilişki kurmak için 0-6 yaş çok önemli ama daha büyük çocuklarla da ilişki tarzı değiştirildiğinde iyi sonuçlar alınıyor. Hiçbir yaş geç kalınmış sayılmaz; çünkü duygusal sağlık hayatta en önemli şey. Bu olmayınca yetişkinlikte stres, intihar, delilik sorunları çıkıyor."
Nilüfer Devecigil, çocukların davranışlarını yönlendirmeyi amaçlayan terbiye yönteminin Amerika ve Batı ülkelerinde terk edilmeye başlandığını, artık ilişkinin önemsendiğini söylüyor. Davranışları düzelsin diye uygulanan ödül-ceza yönteminin de doğru olmadığını ifade eden Devecigil'e göre, bir çocuğa 'öyle yapma ben çok üzülüyorum' demek çözüm değil. Çocuk onu anne veya babası üzülüyor diye mi yapmamalı, yoksa yapmaması gerektiği için mi? Bu noktada zaten 'ceza-ödül' uygulamaları başlıyor. 'Çok güzel yapmışsın, al sana lolipop' veya 'harika olmuş, seninle gurur duyuyorum' gibi onay sözcükleri ile çocuklar ödüle bağımlı hale geliyor. Bunun yerine her seferinde çocuğun davranışlarını kendine döndürmek, örneğin, 'kendinle gurur duymalısın bu notu aldığın için. Bu resmi sen istediğin gibi yaptın' demek gerekli. Bu şekilde çocuk, gerçekten iyi yapıp yapmadığına bakmayı öğreniyor.
Çocuklar içine kapanıyor
Ödül veya ceza verilen çocukların duygularını bastırdığını ifade eden oyun terapisti ve psikolog Nilüfer Devecigil, çocuğunu yalnız uyumaya alıştırmak isteyen bir ebeveynin uygulamasını şöyle anlatıyor:
"Danıştıkları pedagog, yatağında uyuduğu her akşam için çocuğa bir yıldız, üç yıldızda da bir ödül vermelerini önermiş. Başta işe yaramış; çünkü çocuk ödüle odaklı, duygularına bakmıyor. Uzun dönemde çocukta başka sorunlar çıkıyor; çünkü üzüntü, kızgınlık, ihtiyaç gibi duygularının cevabını alamayınca kendini içine kapatıyor veya bağlanmayla ilgili sorunlar yaşıyor. Tepki gösteren, ağlayan çocuk aslında hâlâ yardım istiyordur. Kabullenen çocuğa 'ne uslu' deniyor. Oysa tepki vermemesi çok üzücü. Tepki verdiğinde ise konuşmak, duygularını fark ettirmek gerek.
Anne işten geldi ve çocuğu hemen onunla oynamak istiyor. O ise biraz dinlenmeyi planlıyor. Bu durumda 'Seninle oynamak istiyorum ama çok yorgunum.' diye konuşabilir. Çocuk ağlamaya başlayınca çocuğun hisleri söze dökülebilir.
29 Ocak 2010 Cuma
Çocuğunuzla, duygularını söze dökerek konuşun
25 Ocak 2010 Pazartesi
PowerBall
Mükemmel ve ustalık gerektiren mühendislik başarısıdır, birleşenlerinden olan ve çok yüksek bir hızda dönen topun çevresini kaliteli ve sağlam plastik küre sarar.
PowerBall, merkezkaç kuvveti sayesinde dengesizlik oluşturup omuz, kol ve bileğin güç sarfederek bu dengesizliği kontrol altına almasını sağlar. Bu kontrol sırasında
tüm kasları çeşitli açılarda ve hareketlerle çalıştırdığı için, özellikle bilek
ve kol sağlığı açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu sebeple, el-kol-bilek
ağrıları çekenlerin ve bilek gücüne dayalı sporların vazgeçilmez egzersiz
kaynağıdır.
Dinamik, Hareketli , Heyecan Verici PowerBall
PowerBall, dinamik, hareketli ve tamamiyle devrim niteliğinde bir
üründür. İçindeki topaç sistemine benzer top hareketiyle sağladığı merkezkaç
kuvveti sayesinde kullanmaya başladıktan sonra kullanıcısına büyük bir keyif
sunar.
Tenis topu büyüklüğünde, ağırlığı tenis topundan biraz daha
fazla, PowerBall’u elinize alıp, ipini çekerek ilk hareketi verdikten sonra daha
önce hiç yaşamadığınız bir duyguyla karşılaşırsınız, bu duygu büyük bir keyif
verir. PowerBall döndükçe hareketlenir, canlanır ve keyif vermeye başlar. Bilek
ve kol hareketlerinde daha iyi bir dayanıklılık için düşük hızlarda çevirmek
yeterli olmaz, fakat sakinleşme, yumuşama, sinirlerinizin yatışması, gevşemeniz,
stress ve sıkıntılarınızda kurtulmanız için düşük hızda çevirme tamamiyle
yeterlidir.
22 Ocak 2010 Cuma
Hz. Musa & Hizir
Birgun Israilogullari Hz. Musa'ya:
-ALLAH-IN en bilgili kulu kimdir, dediler.
Hz. Musa tereddut etmeden cevap verdi: Benim.
Hz. Musa bu sozunde haksiz degildi. Ancak Yuce Mevla'nin seckin bir peygamberi olarak "ALLAH bilir" demesi neticeyi Yuce Mevla'ya birakmasi ona daha cok yakisan bir davranis olurdu. Bu sebepledir ki ALLAH Teala vahiy melegini gonderdi ve Hz. Musa'nin kalbine su bilgi naksedildi.
-Ey Musa, benim senden daha bilgili kulum vardir.
Ve daha sonra su konusma gecti:
- Daha bilgin olan kulun kimdir ALLAH-IM?..
- Iki denizin birlestigi yerde, rast gelecegin bir adamdir. O kulum senden daha bilgilidir.
- Ey Rabbim, izin verirsen o kulunla gorusmek isterim. Onu nasil bulur ve tanirim?
- Zenbile tuzlanmis bir balik koy, yola cik. Nerede canlanirsa o kulumu da orada bulacaksin.
Hz. Musa, yaninda hizmetini goren delikanli ile yola cikti. Baligin canlandigini gorurse derhal haber vermesini sIkI sIkIya tesbih etti. Bir zaman gittiler. Deniz kenarina ulastilar. Sabahtan aksama kadar sIkI bir yuruyus yapmislar, iyisinden yorgun dusmuslerdi. Bir kayanin dibinde konukladilar. Genc adam yemek hazirligi yapmakla mesguldu. Zenbilde bulunan olu balik birden sicradi, kendini denize firlativerdi. Bir saniye icinde bu is olup bitivermisti.
Artik yolculuk sona ermisti. Buradan oteye gecilmeyecekti.
Ama delikanli biraz sonra yanina gelen Hz.Musa'ya bu haberi vermeyi unuttu. Tekrar yolculuk basladi. SIkI bir yuruyus onlari aciktirdi ve yordu:
- Getir yemegimizi, karnimizi doyuralim.
Delikanli birden hatirladi:
- Bak gordun mu dedi. O kayanin dibine kondugumuz zaman balik canlaniverdi. Ben de sana soyleyecektim, unuttum. Bu unutusa da baskasi degil, seytan sebeb oldu. Balik ise denizde bir delige girercesine yol tutup gidiverdi.
Hz. Musa heyecanlanmisti.
- Bekledigimiz iste o an idi. Hemen donuyoruz, dedi.
Donduler o kayanin yanina geldiklerinde kendilerini beklemekte olan bir adamla karsialstilar. Hz. Musa:
- ALLAH-IN sana ogrettiklerinden bir kismini da bana ogretmek uzere sana arkadas olabilir miyim?.. dedi.
- Sen benimle arakdaslik yapmaya tahammul edemezsin. Ic yuzunu bilmedigin meselelere nasil sabredebilirsin? Ey Musa, sen ALLAH-IN bildirdigi birtakim bilgilere sahipsin. Ben onlari bilmiyorum. Ben de ALLAH-IN bildirdigi birtakim malumata sahibim, sen de onu bilmiyorsun. Bundan dolayi benimle arkadaslik yapmaya tahammul edemezsin, dedi.
- InsaALLAH beni sabirli bir arkadas olarak bulacaksin. Senin hicbir isine karismayacak, karsi gelmeyecegim.
- Peki, eger benim arkadasim olacaksan ben aciklama yapip isin hikmetini anlatincaya kadar hic bir sey sorma!..
Bu teklif memnuniyetle kabul edildi. Beraberce yola ciktilar. Bir gemiye bindiler. Kendilerinden ucret alinmadi. Denize iyice acilmislardi. Adi Hizir olan adam, eline gecirdigi bir baltayi gemiye var gucuyle indirmeye basladi. Isin sakaya gelir bir tarafi yoktu. Aklini kacirmis da olamazdi. Boyle manasiz bir harekete tahammul edilemezdi.
- Sen gemidekileri suya bogmak icin mi gemiyi parcaliyorsun? Tehlikesi buyuk bir is bu..
Hazir manali bir bakisla;
- Benimle beraber bulunmaya tahammul edemezsin demedim mi sana?.. dedi.
Hz. Musa derhal verdigi sozu hatirladi.
- Unuttugum icin beni mazur gor. Muaheze etme. Arkadasligimizda bana gucluk cikarma.
Hizir bir sey demedi. Yola devam ettiler bu arada geminin kenarina bir kus kondu, marti ya da benzeri bir kus olmaliydi. Yuzerken gagasini suya daldirip cikarmisti. Hizir kusu gosterdi:
- Ey Musa dedi. Su kusu goruyor musun?
- Evet.
- O kus gagasini denize daldirip cikarinca bu denizden ne kadar eksilttiyse, iyi bilesin ki senin ve benim ilmim de ALLAH-IN ilminden ancak o kadarini ifade edebilir.
Ihtimal ki Hz. Musa'ya yaptirilan seyahatin agirlik merkezini de bu sozler ve bu hadise teskil ediyordu. Deniz yolculugu bitti. Beraberce yuruyorlardi. Oynayan cocuklara rastladilar. Hizir cocuklardan birini tuttu. Hemen öldürdü. Hz. Musa'nin icini bir korku kaplamisti. Boyle bir olay karsisinda da sessiz kalamazdi.
- Sucsuz yere bir cana kiydin ha?.. Vallahi gorulmemis bir is yaptin.
Hazir ona dondu:
- Sana benimle birlikte bulunmaya dayanamazsin dememis mi idim, dedi.
Hz. Musa tekrar ozur diledi.
- Sayet bundan sonra sana bir sey sorarsam artik benimle arkadas olmama konusunda mazur sayilacaksin, dedi.
Yine gittiler. Uzunca yorucu bir yolculuk yaptilar ve iyisinden aciktilar. Ulastiklari koy halkindan ekmek istediler. Fakat kimse onlari misafir etmek istemedi. Bu arada yikilmak uzere olan bir duvarin yanindan geciyordu. Hizir eliyle dokundu, duvar duzeliverdi. Aclik beynine vurmus duurmda bulunan Hz. Musa dayanamadi:
- Istesen bu duvari duzeltmeye bir ucret alabilirdin, (hic olmazsa karnimizi doyurmus olurduk) dedi.
Hizir, Hz. Musa'ya:
- Iste bu bizim ayrilmlamiz demektir ey Musa!.. Artik sana sabredemedigin hadiselerin aslini ve esasini anlatacagim.
- O gemi denizde is goren yoksullarindi. Otelerinde de saglam olan her gemiyi alip zapteden bir melik vardi. Istedim ki gemiyi kusurlu hale getireyim ve padisah onu almasin.
Oglana gelince onun anasi da babasi da iman etmis kisilerdi. Bunun icin onlari bir azginlik ve kafirlik burumesinden endise ettik de ondan oldurduk. Istedik ki Rabb'leri onun yerine adha temiz, daha merhametli olan bir cocuk versin. Duvara gelince o sehirde bulunan iki yetim cocuga aid idi. Altinda da o cocuklara ait bir define bulunuyordu. Babalari iyi bir adamdi. Rabb'in diledi ki cocuklarin ikisi de olgunluk cagina ulassin, definelerini cikarsinlar. Bu da Rabb'inden gelen bir merhamettir. Ben bunlari kendiligimden yapmadim. Iste sabredemedigin seylerin asli ve esasi budur. *
Hz. Hizir'la arkadasligi burada noktalanan Hz. Musa'nin hizmetini goren genc bu yolculukta bulunmamis, ayrilmistir. Cunki Kur'an'da olay anlatilirken hep "ikisi gittiler" denilmektedir.* bk. Kehf Suresi, 18/60-82, Buhari, Enbiya, 27, c. 4/127Prof. Dr. Ahmet Lütfi Kazanci
Garcia'ya Mektup
Amerika Birleşik Devletleri ve İspanya arasındaki savaşın bir aşamasında ABD Başkanı, çok acele olarak Küba'daki isyancıların önderi Garcia'ya bir haber göndermek istedi. Garcia, hangisinde olduğu bilinmeyen Küba dağlarından birinde ve nerede oldukları bilinmeyen onlarca sığınaktan birinde saklanıyordu. Kendisine posta ya da telgraf yoluyla ulaşabilmek olanaksızdı.
ABD Başkanı'nın ona, ne denli önemli bir haber göndermek istediğini bilen çevresindekiler, Garcia'ya bir haberin, ancak elden götürülebilecek bir mektupla ulaştırılabileceğini bildirmek zorunda kaldılar. Başkanın çaresiz bakışları karşısında yanıt, çevresindeki subaylardan birinden geldi.
'Benim birliğimde, Rowan adında bir çavuş vardır' dedi. Kimsenin nerede olduğunu bilmediği Garcia'yi o bulabilir ve mektubunuzu kendisine ulaştırabilir.
Bu yanıta Başkan'ın aklı pek yatmamıştı ama, ortada yapılabilecek başka bir şey yoktu. Rowan çağrıldı. Kendisine, Garcia'ya gönderilecek mektup uzatıldı ve... 'Bunu, Garcia'ya teslim edeceksin' denildi.
Rowan mektubu aldı, üniformasının yanındaki deri kesenin içine koydu, kesenin ağzını sıkıca büzdükten sonra, göğsünün üzerine kayışla bağladı. Önce Başkan'a selam verdi, sonra komutanlara, en sonra da kendi komutanına selam verdi, dışarı çıktı.
Rowan, yola çıktıktan tam dört gün sonra, gecenin karanlığından da yararlanarak, üstü açık bir kayıkla Küba sahilinin açıklarına vardı. Küba'nın, balta girmemiş ormanlarına dalıp, gözden kaybolduktan üç hafta sonra, adanın öteki yakasında ortaya çıktı. Ülkesinin düşmanı bir ülkeyi, yürüyerek bir uçtan öteki uca geçti ve Garcia'ya, mektubunu teslim etti.
Burada size Rowan'in, Garcia'ya mektubu götürebilmek için ne zorluklar atlattığını, ne tehlikeler geçirdiğini anlatacak değilim. Onun, ne denli kahraman bir asker olduğunu da anlatacak değilim. Yalnızca bir noktayı, hem de çok gereksinim duyduğumuz bir noktayı, iyice belirtmek için yazıyorum size tüm bunları.
ABD Başkanı'nın makam odasındaki olayı, ana çizgileriyle bir kez daha gözden geçirelim:
ABD Başkanı Mckinley, Garcia'ya teslim edilmek üzere Rowan'a bir mektup verdi. Ona yalnızca, 'Bu mektubu Garcia'ya teslim ediniz' dedi. Rowan mektubu aldı, göğsüne bağladı, selamını verdi ve odadan çıktı.
Lütfen dikkat ediniz: Rowan, 'Garcia nerede?' diye bir soru sormadı. 'Garcia kim?' diye bir soru da sormadı. Yaptığı tek şey, kendisine verilen görevi almak oldu. Zaten kendisinden beklenen, onun da yapması gereken buydu.
Rowan, ülkesindeki her okula heykeli dikilebilecek ve yetişen tüm kuşaklara örnek olarak tanıtılabilecek bir 'ölümsüz kahraman'dır. Fakat bugünün gençleri onun kahramanlığından çok, başka bir özelliğini örnek almak zorundadırlar. Rowan'in örnek alınması gereken özelliği, verilen görevi sadakatle kabullenmek, o görevi yerine getirebilmek için hemen harekete geçmek ve görevi eksiksiz tamamlayabilmek için tüm enerjilerini bir noktada toplamak disiplinidir.
Özetle, Garcia'ya gönderilecek mektubu almak, hemen götürmek için yola çıkmak ve mektubu Garcia'ya teslim ederek görevi kendinden beklenildiği güven düzeyinde tamamlamak sorumluluğu ve terbiyesidir.
General Garcia simdi yaşamıyor, fakat yeryüzünde başka Garcia'lar var. Ve o Garcia'lara gönderilecek başka mektuplar var. Çevremize baktığımızda ise, genellikle güçsüz, isteksiz, gönülsüz ve umursamaz kişilerle karsılaşıyoruz.
Yönetici olarak görev yaptığınız iş yerinizde, varsayın ki altı yardımcınız var. Bunlardan birini çağırın ve kendisinden söyle bir istekte bulunun:
'Lütfen benim için ansiklopediye bakıp, Corregio'nun yaşamına ilişkin özet bir bilgi hazırlayın.' Yardımcınız size, 'Peki, efendim' deyip, bu görevi yapmaya hemen gidecek mi?
Boş yere umutlanmayın. Büyük bir olasılıkla böyle bir şey yapmayacak. Donuk bir ifadeyle yüzünüze bakacak ve size, şu sorulardan birini ya da birkaçını soracaktır:
-O kimdir?
-Hangi ansiklopedi'den bakayım?
-Fakat bu görev benim sorumluluk alanıma girmiyor ki, efendim...
-Bismarck'ın yaşam öyküsünü istemiyorsunuz, değil mi?
-Bunu benden daha kıdemli bir arkadaş yapsa daha iyi olmaz mı, efendim?
-Yaşamı hakkında bilgi istediğiniz bu kişi halen yaşıyor mu, yoksa ölmüş mü, efendim?
-Acelesi var mi, yoksa elimdeki işi bitirdikten sonra yapsam olur mu?
-Ben ansiklopediyi bulup getirsem olur mu, yoksa oradaki bilgiyi aynen kopya çekmemi mi istersiniz?
-Bu kişinin yaşamını niçin öğrenmek istiyorsunuz, efendim?
-Onun yaşam öyküsünde neyi vurgulamamı istersiniz?
Siz tüm bu soruları büyük bir sabırla yanıtlayıp, kendisinden bu bilgiyi niçin istediğinizi, onun bu bilgiyi nereden, nasıl bulacağını tane tane açıkladıktan sonra bile çalışma arkadaşınız, hiç kuşkum yok, kendi bölümüne gidecek ve kendi yardımcıları arasında 'Garcia'ya Mektup'u götürecek bir kişiyi aramaya çalışacaktır.
Bir stenograf ilanı için başvuranların onda dokuzu, ne imla kurallarını, ne de noktalama işaretlerini kullanmayı bilir. Daha da kötüsü, başvuruda bulunduğu is için bunların 'olmazsa olmaz' kurallar olduğunu aklına bile getirmez. Böyle bir kişi, Garcia'ya mektup götürebilir mi?
Benim yüreğim, evde olduğu zaman da, işten uzakta olduğu zaman da işini yapan adamdan yanadır. Garcia'ya götürmesi için kendisine verilen mektubu alıp, cebine koyan, fakat aptalca sorular sormayan adamdan yanadır. Uygarlık, işte bu çaptaki kişiler için uzun ve biraz da sıkıntılı bir soruşturma dönemidir.
O her kentte, kasabada, köyde ve her büroda, mağazada ve fabrikada vardır. Dünya, işte bu çaptaki kişilerin sorumluluk bilinci ve iş terbiyeleriyle ayakta durabiliyor. Tüm insanlık, evrimini biraz daha, biraz daha hızlandırabilmek için, tüm gücüyle, işte bu bilinç ve bu terbiyedeki, bu çaptaki kişiler için haykırıyor:'Garcia'ya mektup götürecek kişilere gereksinimimiz var. Hem de en kısa sürede, her yerde ve her zaman...'
20 Ocak 2010 Çarşamba
İş merkezli yaşayanlar hayatın küçük güzelliklerini farketmiyor
Bazı insanlar vardır, kendilerini sürekli işe verirler ve dinlenmek bilmezler. Hayattan beklentileri yüksektir ve sürekli rekabet halindedirler.
Bu kişiler hayatı mücadele olarak algılama eğilimindedir. Bu nedenle, yaşanılan her günü, karşılaştıkları her insanı ve her durumu üstesinden gelinmesi gereken bir sorun olarak algılarlar. Beklentileri karşılanmayınca kuvvetli bir rahatsızlık duyarken hedeflerine ulaştıklarında mutlulukları azdır ve kısa sürer. Bu durum kişinin ruh ve beden sağlığını tehdit edebilir.
İşkoliklerde sıklıkla
görülen özellikler
Dürtü ve ihtiras: Bu davranış biçimine sahip kimseler, kendileri ve başkaları için yüksek bir beklenti düzeyi koyar ve bunun gerçekleşmemesi durumunda büyük rahatsızlık duyarlar.
Hareketlerdeki kesinlik ve katılık: Katı ve kesin bir konuşma biçimleri vardır. Seçilen kelimelerin ses tonu ve jestler serttir.
Rekabet, saldırganlık ve düşmanlık duyguları: Aşırı ihtiras ve rekabet duyguları zamanla düşmanlık duygularını artırır. Güven eksikliğinin de bu tür davranışlarda etkisi vardır. Hırslı ve rekabet duygusuna sahip kişiler kendilerini diğer insanlarla karşılaştırarak yerlerini korumaya veya daha iyi olmaya çaba gösterirler. Bu da kişiyi iş bağımlılığına götürür. Bu kişiler işlerine, giderek daha fazla zaman ayırırlar. Halbuki bu, verimliliklerini azaltmaktadır. Hırs ve rekabet duygularına şiddet duygusunun eşlik etmesi de kalp krizi başta olmak üzere birçok hastalığın nedenidir.
Zaman baskısı: Bu kişiler zamanın amansız zorlayıcılığı altında sonsuz bir mücadele içindedir. Bu kimseler devamlı olarak daralan bir zamanda her an daha fazlasına ulaşmanın gayreti içindedir.
Ben merkezcilik: Bu kişiler kendi başarılarıyla meşgul olup büyük çoğunlukla hayatın diğer cephelerini ve ailelerini ihmal edecek ölçüde kendilerini işlerine verirler. Günümüz hayat şartlarının bunda etkili olduğu, rekabet piyasasının insanları daha fazla mücadele etmeye teşvik ettiği düşünülse de önemli olan kişinin nerede duracağını bilmesidir. İş konusunda nerede duracağını ve önceliklerini bilemeyen bazı kişilerde stres şu tür sorunlara yol açar:
Kanda yüksek düzeyde kolesterol ve yağ,
Yiyeceklerle alınan kolesterolün kandan atılışında önemli ölçüde yavaşlama,
Kanda pıhtılaşmayı sağlayan (fibrinojen ve trombosit gibi) maddelerde artış,
Şeker hastalığına yatkınlık.
İş merkezli davranış biçiminin tam karşısında da, daha rahat sakin ve zaman baskısını çok aşırı hissetmeyen bir kişilik tarzı ve davranış biçimi yer alır. Bu kişiler zamanı akıllıca programlamaya önem verip bunu büyük ölçüde yapabildiklerinde zaman baskısını çok hissetmezler. Bu kişiler hayatlarındaki küçük şeylerden zevk almaya da zaman ayırırlar. Mesela sabah işe giderken güneşin doğuşunu izlerler. Tamamen işlerine odaklanıp hayatın diğer boyutlarını unutmazlar. Hayatlarındaki küçük görünen güzelliklerden zevk almaya çalışırlar. Sadece işi düşünmezler, hayatın güzel yönlerini görme özellikleri objektif ve dengeli olmalarını da sağlar. İşlerine vakit ayırdıkları kadar ailelerine, dostlarına, kendi sağlıklarına, gelişimlerine, iş dışı ilgilerine de zaman ayırırlar.
Strese karşı dayanıklı olmak için kişinin kendisini ve insanları tanıması ve iletişim becerisi önemlidir. Kişi kendisini tanımaya çalışırsa kapasitesinin üstünde beklenti içine girmez. Yine diğer insanları iyi tanımaya çalışırsa gerçekçi beklentiler içinde olur. Karşısındakine öfkelenmek yerine ondan ne istediğini ve beklediğini iyi ifade eder. Başarı için azim gerekli şart olsa da ruh ve beden sağlığını korumak için zaman zaman da vazgeçmek ve stresi yönetmek daha etkili bir yoldur.
Bunun için sadece sonuçlara değil, bir bütün olarak hayata değer vermek gerekir. Hayatta gel-gitler, hatalar olabilir. Önemli olan, tecrübe sahibi olmak ve olaylardan ders çıkarmaktır. Çalışmanın da, dinlenmenin de yeri ve zamanı vardır. Zaman zaman yavaşlamaktan ve sadece var olmaya çalışmaktan korkmamalıdır. Kişi rahatlamanın daha büyük verim sağladığını bilerek kendisine dinlenme fırsatları hazırlamalıdır.
19 Ocak 2010 Salı
Sözler:
Henüz tamamını gözden geçirmeye fırsatımın olmadığı, güzel ve öğretici olduğunu düşündüğüm sözler..
"Gücüne eşit hayaller için dua etme. Hayallerine eşit güç için dua et" M. Nolan
Hiç kimse yılları doldurmakla ihtiyarlamaz.İnsanlar ideallerini kaybedince yaşlanırlar.Seneler ancak cildi buruşturur,ama heyecanı yitirmek ruhu buruşturur."
"Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik. Fakat bu arada çok basit bir sanatı unuttuk. İnsan gibi yaşamayı." Martin Luther
Eğer yürüdüğümüz yolda bir engel yoksa, iyi bilinki o yol sizi hiçbir yere götürmez.
Bir işi zamanında yapmak yüz işe başlamaktan iyidir. Fransız Atasözü
"Yanlışı gören ve önlemek için elini uzatmayan insan , yanlışı yapan kadar suçludur"
"Hak yenir ama hazmedilmez"
"Hayat bir hikaye gibidir, ne kadar uzun olduğu değil ne kadar güzel olduğu önemlidir" Seneca
Şu zamanda insanların dostluğu acemi aşçının çorbasına benziyor. Kokusu güzel ama tadı - tuzu yok. M. Bin Dinar
Karşınızdakini dinliyor musunuz, yoksa konuşmak için sıra mı bekliyorsunuz?
"Taze güne taze fikirle başla, her gün yeni bir gündür" Demokritos
"Mesleğinin dümenlerini öğrenmekle vakit yitirme... mesleğini öğren." J. Brown
"Yarın yorgun kimselerin değil, rahatına kıyabilenlerindir" Nurullah Ataç
"Konuşun, tanışın; çünkü kişi dilinin altında gizlidir" Hz. Ali
"Nefsine hakim olan, kimseye mahkum olmaz" M. Kemal İnal
"Doğru söz tatlı olmaz" Sinan Paşa
"Günümüzde insanlar her şeyin kıymetini biliyor, hiçbir şeyin değerini bilmeksizin"
"Tarih muazzam bir erken uyarma sistemidir." N. Cousins
"Dostluğu öldüren en tehlikeli silah itimatsızlıktır" Hz. Ali
"Yapılmış küçük işler, planlanmış büyük işlerden çok daha iyidir." P. Marshall
"Görüşler, görünüşe akseder." Akif Cemil
"Aletlerin en faydalısı kalemdir. Bir şişe mürekkep bir külçe altından hayırlıdır"İbn-i Sina
"Dünya üç gündür; dün, bugün ve yarın. Dün geçti, yarın geleceği belli değil. Öyle ise bugünün kıymetini bil." Hasan-ı Basri
"Hastalık hissedilir sağlık hissedilmez" T.Fuller
"Konuşmak için bilmek gerekir" F. Corcus
"Kalın telden ince ses çıkmaz" F.Yakar
"Meşhur olmak sevdası ile yanıp tutuşana doğruluk nasip olmaz" İ.Bin Ethem
"Yapman gereken hayırlı, yararlı işleri yarına bırakma. Bakarsın yarın olur da, sen olmazsın." Hz. Ali
"Hiçbir şey okumayanlar hiç bir şey değillerdir."
"Herkes güvenerek tutabileceği bir ele ve yanlış anlaşılmayacağını bildiği bir kalbe ihtiyaç duyar"
"Kitap okumayan bir kimsenin, okuma bilmeyene karşı bir üstünlüğü yoktur." Mark Twain
"Cahil insan gül olsa da koklama" Aşık Veysel
"Memleket Gençlerini Ekonomik ve Sosyal hayata doğrudan etkili kılabilmek için gerekli olan temel bilgileri uygulamalı olarak verme usulü eğitimimizin esasını teşkil etmelidir." M. Kemal Atatürk
"Büyük olmak için küçülen insanlar var" Necdet Evrimer
"Tanrı yükler verdi, aynı zamanda omuzlarda"
"En büyük saadetler büyük ve acı felaketlerin neticesidir" Bediüzzaman
Cadde olmazsan sokak ol, güneş olmazsan yıldız ol, ne olursan ol, en iyisi ol
"Açılmamış kanatların büyüklüğü bilinmez",
"Hayatın her anından zevk almaya çalış, unutma ki beyaz lalenin bile siyah gölgesi vardır"
"Servetini kaybettinse hiçbirşeyini kaybetmiş sayılmazsın, sıhhatini kaybettinse belki bir şeyler kaybetmiş sayılırsın, karekterini kaybettinse her şeyini kaybettin demektir."
"Davranışlar herkesin kendini seyrettiği bir aynadır"
"Tecrübe herkesin kendi öz hatalarına verdiği addır"
"Bana okuduğum kitapların en güzelinin hangisi olduğunu sorarsanız. Söyleyeyim ANNEMdir"
"Bol, bol gülümse!Hem maliyeti sıfırdır, hem de bedeline paha biçilmez"
"Kaybedecek hiç birşeyi kalmamışlardan uzak dur"
"Engellerin en yıldırıcısı insanın kendisidir"
"Dünyada bir tek güzel çocuk vardır. Bütün anneler ona sahiptir"
"Küçük şeylere gereğinden fazla önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir" EFLATUN
"Olgun insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceğini söyleyen adamdır."
"Dost vardır; gıda gibidir, sen onu hergün ararsın.Dost vardır; ilaç gibidir gerektiğinde ararsın. Dost vardır; hastalık gibidir, o seni arar"
Hayatımda edindiğim en büyük bilgi şudur: "Kendi kendine yardm etmeyi bilmeyene, kimse yardım etmez." PESTALOZZI
Düşünce, rüzgâr: Bilgi, yelken ise insanlık bir kayıktır. ANONIM
Herhangi bir insan vaktini nasıl geçireceğini, üstün bir insan ise vaktini nasıl tasarruf edeceğini düşünür. SCHOPENHAVER
Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar kötüdür. EFLATUN
Kaplumbağaya dikkat et. Ancak kafasını çıkarıp risk aldığında ilerleyebiliyor. James B.CONONT
Hiç kimse başarı merdivenlerini elleri cebinde tırmanmamıştır. S.Keth MOORHEAD
İnsan yasadıkça anlıyor ki, kendi kayığını kendin çekmezsen bir yerlere gidemiyorsun. Katharine HEPBURN
Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise kişileri konuşur. Hyman RICKOVER
Akıllı insan aklını kullanır, daha akıllı insan başkalarının aklını da kullanır. Bernard SHAW
Dostların sıkıntıda iken onları mutlu oldukları zamankinden daha çok ara. CHİLON
Düşmanlarınızı sevin çünkü kusurlarınızı yalnız onlar açıkça söyleyebilir. Benjamin FRANKLİN
Hikayecik - Jim
Savaşın en kanlı günlerinden biri.. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Asker teğmene koştu ve:
" Teğmenim. Fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?.."
Delirdin mi? der gibi baktı teğmen...
" Gitmeye değer mi?. Arkadaşın delik deşik olmuş...Büyük olasılıkla ölmüştür bile.. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın.."
Asker ısrar etti ve teğmen "Peki " dedi..
" Git o zaman.." İnanılması güç bir mucize.. Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa döndü.. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen,kanlar içindeki askeri muayene etti.. Sonra onu sipere taşıyan arkadaşına döndü:
" Sana değmez! Hayatını tehlikeye atmana değmez, demiştim.
Bu zaten ölmüş.."
" Değdi teğmenim. " dedi asker..
" Nasıl değdi? dedi teğmen.. Bu adam ölmüş görmüyor musun?."
" Gene de değdi komutanım.. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı.. Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim için.."
Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı
" Jim!.. Geleceğini biliyordum!.. demişti arkadaşı.
" Geleceğini biliyordum..."
17 Ocak 2010 Pazar
Atık su arıtma süreçleri
Dünyada yılda 40.000 km³ tatlı su
okyanuslardan karalara transfer olmaktadır. Bu suyun büyük bir kısmı taşkın vb.
nedenlerle kaybolurken kullanılabilir su miktarı yıllık olarak 9.000 km³
olmaktadır. Dünya nüfusunun yıllık su gereksinimi kişi başına ortalama 350 m³
civarındadır. Ancak su kirlenmesi nedeni ile su gereksinim kişi başına 700 m³
değerine ulaşmaktadır. Şuan dünya üzerindeki suyun ancak 13 milyar insana
yeteceği düşünülmektedir. Dünya nüfusunun zaman içinde artışı ve su
kaynaklarının dünya üzerinde eşit olarak dağılmaması (Afrika ve Ortadoğu vb.)
gibi nedenlerle su kirliliği önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
Atıksu içerisindeki kirletici maddelerin fiziksel işlemlerle atık sudan
alınması amacı ile kullanılan proseslerdir. Uygulamaları; ızgaralar, elekler,
kum tutucular, yüzdürme sistemleri, çöktürme havuzları, dengeleme havuzlarıdır.
Fiziksel Arıtma Sistemleri
Izgaralar: Büyük hacimli maddelerin
atıksudan ayrılarak pompa ve diğer teçhizata zarar vermelerini önlemek ve diğer
arıtma ünitelerine gelecek yükü hafifletmek amacı ile kullanılan arıtım
üniteleridir. İnce ve kaba ızgaralar olmak üzere aralık miktarlarına bağlı
çeşitleri bulunmakta ve manuel veya otomatik temizlemeli olarak dizayn
edilebilmektedirler.
Elekler: Atıksu içerisindeki katı maddelerin
tutulması ve arıtma sistemine giriş kirlilik yüklerinin azaltılması amacı ile
kullanılırlar.
Dengeleme Havuzları: Atıksuyun debi ve kirlilik
yüklerinin dengelenmesi amacı ile kullanılırlar.
Kum Tutucular: Atıksu
içerisinde bulunan kum, çakıl vb. ayrışmayan maddeleri sudan ayırarak makine ve
teçhizatın aşınmasını önlemek, çöktürme havuzlarında kum ve çakıl birikiminin
önüne geçmek amacı ile kullanılırlar.
Yüzdürme Sistemleri: Yüzdürme
işlemi, çökeltme işleminin tersidir ve sudan daha düşük özgül ağırlığa sahip
taneciklerin yükselmesi esasına dayanır. Yüzdürme sistemleri, atık su içerisinde
bulunan yağ, sabun, gres, ahşap parçaları gibi sudan hafif maddeleri tutmak için
kullanılırlar.
Çöktürme Havuzları: Sudan daha fazla yoğunluğa sahip katı
maddelerin durağan koşullarda yer çekimi etkisi ile çöktürülerek
uzaklaştırılması amacı ile kullanılırlar. Çöktürme havuzları, ön çöktürme veya
biyolojik ve kimyasal arıtım işlemi ardından son çöktürme amacı ile
kullanılabilirler.
16 Ocak 2010 Cumartesi
Hikayecik..
New York'ta bir bankanın önünde duran son model Rolls Royce otomobilden inen adam, hızlı adımlarla bankaya girdi ve önüne çıkan ilk görevliye, bireysel kredi için başvuruda bulunmak istediğini söyledi. Görevli onu, müşteri temsilcisine götürdü. Adam, çok acele bir is için Avrupa'ya gitmek zorunda olduğunu ve bu nedenle bir hafta vadeli beş bin dolar krediye gereksinim duyduğunu söyledi. Müşteri temsilcisi kısa bir araştırma yaptıktan sonra. "Ticari ve mali sicilinizi inceledik. Bu krediyi almanız için bir engeliniz yok" dedi ve ekledi: Fakat bir konuyu belirtmeliyiz. Bizim
bankamızla daha önce hiç çalışmamışsınız. Banka olarak sizi resmen tanımıyoruz.
Bu nedenle, söz konusu krediyi verebilmemiz için karşılığında sizden bir teminat
almak zorundayız". Adam cebinden Rolls Royce'un anahtarını çıkardı, bankanın
müşteri temsilcisine uzattı: "Çok acelem var, uçağa yetişeceğim." dedi.
"kapıdaki Rolls Royce' umu teminat olarak alabilirsiniz". Kredi işlemleri çok
hızlı bir bicimde tamamlandı. Banka Rolls Royce otomobili bankanın garajına
çektiler, adama da beş bin dolar krediyi verdiler. Müşteri temsilcisi, kişisel
merakını gidermek için bir hafta boyunca özel bir araştırma yaptı ve
bankalarının bu yeni müşterisinin çok büyük bir is adamı ve çok büyük bir servet
sahibi olduğunu öğrendi. Bir hafta sonra adam yeniden gelip, borcunun anaparası
beş bin dolarla, bir haftalık faizi dokuz bucuk doları ödedikten sonra, müşteri
temsilcisi bir turlu yenemediği merakının dürtüsüyle sordu: "Sizin, çok büyük
bir is adamı ve çok büyük bir servetin sahibi olduğunuzu öğrendim" dedi.
"Yalnızca kişisel merakımdan soruyorum. Lütfen söyler misiniz, sizin için çok
küçük bir miktar olan beş bin dolarlık krediye neden gereksinim duydunuz?" Adam
hafifçe gülümsedi: "Siz de bana lütfen söyler misiniz?" dedi. "Böyle lüks bir
otomobili, New York'ta hangi kapalı garaja, bir hafta boyunca dokuz bucuk dolara
bırakabilirsiniz?(para kazanmak sadece çalışma ve hırsla olmaz,zeka da
gerekir..)
13 Ocak 2010 Çarşamba
Uzun süre TV izleyen kalpten ölebilir
Televizyonun başında çok uzun saatler hareketsiz kalmak, erken ölme riskini artırıyor.
Avustralya'da 6 yıl
boyunca herhangi bir kalp rahatsızlığı bulunmayan 25 yaş üzeri 8 bin 800 kişi
üzerinde yapılan araştırmadan ilginç sonuçlar çıktı. Araştırmaya göre, günde 4
saat veya daha fazla televizyon karşısında kalanların, 2 saatten az izleyenlere
göre kalp rahatsızlığından ölme ihtimali yüzde 80 daha fazla. Bu kişilerin
herhangi bir sebepten ölme ihtimali da az TV izleyenlere göre yüzde 46 fazla.
Bunun yanı sıra televizyon karşısında harcanan her ek bir saat, kalp
rahatsızlığından yaşamını yitirme riskini yüzde 18, genel sebeplerden ölüm
riskini de yüzde 11 artırıyor. Katılanların yaşları, sigara kullanımı,
tansiyonları gibi sağlık konuları hesaba katıldığında bile bu oranların
değişmediği belirtiliyor.
Bu "tehlikeli" durumun nedeni ise televizyonun
kendisi değil. Araştırmayı yöneten Dr. David Dunstan, sorunun, televizyon
karşısında "yanlış oturmaktan" kaynaklandığını belirtiyor. Araştırmaya göre, çok
uzun süre televizyon izlemek, çok uzun süre oturmak anlamına geldiği için bu
sürede kaslar hareket etmiyor ve böylesine uzun süreli hareketsizlik
metabolizmayı bozuyor. Dahası, sonrasında egzersiz yapmak televizyon karşısında
çok oturmanın getirdiği olumsuz sonucu telafi etmiyor. Dunstan, insanların TV
izlerken de aktif olabileceğine dikkati çekerek, reklam aralarında ayağa
kalkılması, dolaşılması ve TV izlerken bazı egzersizler yapılması tavsiyelerinde
bulundu.
Doğuma hazırlık eğitimi alan anne kendini daha güçlü hissediyor
İlk kez hamile kalan ve bebeğin
doğması için gün sayan anne adayları, ne yaşayacaklarını bilmedikleri için
bebeğe kavuşacak olmanın mutluluğuyla beraber endişeyle karışık korkular da
yaşıyor.
"Acaba doğumum nasıl geçecek,
neler yaşayacağım, çok canım yanacak mı, doğumsırasında bebeğim zarar görür mü?" gibi onlarca soru,
zihinlerini kemirip duruyor. Çevreden duyulan olumlu olumsuz birçok bilgi,
yapılan yorumlar, tavsiyeler zihin karışıklığını artırmaktan başka işe
yaramıyor. Çünkü her doğum tecrübesi kişiye özel. Ağrı hissinin göreceli olması
gibi, neyin kolay neyin zor olacağı da tamamen kişisel algılarla ilgili. Bununla
birlikte, uzman hekimlerin ve doğum koçlarının düzenlediği doğuma ve bebeğe
hazırlık hakkında bilgi veren eğitim programları, anne adaylarını doğru
bilgilendirme ve bilgi karmaşasından kurtarma anlamında faydalı oluyor. Sema
Hastanesi'nin düzenlediği 4 haftalık 'Doğuma ve bebeğe hazırlık kursu'na katılan
anne adayları, eğitimin sonunda kendilerini doğuma daha hazırlıklı
hissettiklerini ve kendilerinde doğal bir doğum yapma gücünü keşfettiklerini
ifade ediyorlar.
Doğum koçları Başak Kutlu Akay ve Nur Sakallı, 4 hafta
boyunca anne adaylarına hamilelik sürecini ve doğum aşamalarını anlattı. Doğumun
nasıl gerçekleştiği, doğumu kolaylaştıran etkenler, korku ve stresin doğuma
etkisi, doğumun yaklaştığının nasıl anlaşılacağı, hastaneye gitme zamanı, o gün
yaşanacak her aşamada rahatlama yolları, doğumda ağrı hissi ve bununla baş etmek
için kullanılacak doğal yöntemler, nefesin doğru kullanılması, eşin doğumdaki
desteği, bebek doğduğunda neler olacağı, ebeveyn olarak hayatlarının nasıl
değişeceği, lohusalık dönemi ve emzirme gibi birçok başlıkta bilgi verdiler.
Ayrıca her dersten önce bir saat hamilelik egzersizleri yaptırdılar. Görsel
materyallerle destekli ve bebek maketiyle uygulamalı gerçekleşen eğitimlere
katılan anne adayları ve eşleri, doğuma daha bilgili ve hazırlıklı girecekler.
"Normal doğuma cesaretim arttı"
Derya Yıldız (28 yaşında):
"Hamileliğimin son haftasındayım. İlk hamileliğim olduğu için hamilelik sürecini
ve doğumun nasıl olacağını çok merak ediyordum. Çevreme sordum, internetten
okudum ama bilen birine sorarak karşılıklı konuşmak daha iyi geldi. Hem
bilgilerim pekişti hem bilmediklerimi öğrendim. Çevremde herkes sezaryen olmamı
öneriyor. Çekeceğim ağrıları düşünerek sezaryen olmayı planlamıştım. Ancak şimdi
normal doğumu denemeye karar verdim. Önce doktorum normal doğuma ikna etti beni.
Sezaryenin bir doğum şekli olmadığını, bir ameliyat olduğunu öğrendim.
Eşi Osman Yıldız: Eşim acı çekmesin diye sezaryeni destekliyordum. İlk
gün yönelttiğimiz soruların çok saçma olduğunu şimdi görüyorum. 'Acıdan bayılır
mı?' diyordum mesela. Bilmediğim birçok şeyi öğrendim. Doğuma girip eşime destek
olmayı da istiyorum.
"Sezaryenin de bir ihtiyaç olabileceğini gördüm"
Seda Çiftçioğlu (28 yaşında): Son haftadayım, doğumu bekliyorum. Normal
doğumu çok istiyorum. Çok korkuyorum ama sezaryene nazaran benim ve bebeğim için
daha iyi olduğunu düşünüyorum. Korkum azalmadı ama egzersizler ve öğrendiklerim,
bu düşüncemi pekiştirdi. Ancak bununla birlikte gerekirse sezaryenin de benim ve
bebeğimin hayatı için bir ihtiyaç olabileceğini kabul ediyorum artık. Bir sorun
çıktığında doktorum sezaryen yapılması gerektiğini söylerse paniklemem, çünkü
ihtiyaç dahilinde insan hayatını kurtaracak bir yöntem olduğunu gördüm. Burada
öğrendiklerimi eşime de anlattım. O da doğum için yanıma gelen kayınvalideme
anlatıyor. Stres yaptığım zaman beni motive etmeye çalışıyor, destek oluyor.
"Sezaryen olanların sıkıntılarını da gördüm"
Esma İnan (22
yaşında): 23 haftalık hamileyim. Açıkçası normal doğumdan bir hayli korkuyorum.
Herkes çok zor olduğunu söylüyor. Herkes sezaryene yöneldiği için ben de öyle
düşünüyordum. Burada, hamilelik ve doğum sürecinde her şeyin doğal olarak
gerçekleştiğini öğrendim. Biraz daha rahatladım. Normal doğum yapabileceğime
inanmaya başladım. Allah'ın izniyle sorun çıkmazsa yapabilirim sanıyorum. İki
ablam da sezaryen oldu. Onların yaşadığı sıkıntıları da gördüm. Kendimi çabuk
toparlayıp bebeğimle daha güzel ilgilenmek istiyorum.
Eşi Yavuz İnan:
Eşimin buraya gelmesine çok mutlu oldum. Ben de bütün derslere katıldım. Eşime
destek olmak istiyordum ama ne yapacağımı bilmiyordum. Çok şey öğrendim. En
başta korktuğumuz şeylerin daha rahat olabileceğini fark ettik. Doğumda da
yanında olacağım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)